FİZİKSEL AĞRILI BİR FİZYOTERAPİSTİN AMERİKA’DAKİ PSİKOLOJİK İMTİHANI

Sevgili okurlarım,

Biliyorum uzun zamandır ortalıkta görün(e)medim. Ama açıklayabilirim;

Öncelikle doktora tez çalışmamın bir parçası olarak yapmış olduğum bilimsel çalışmayı, Amerika’da bir sempozyumda sunmak üzere 2 haftalığına yurt dışına çıkmadan önce ‘Terzi kendi söküğünü dikemez”  misali 2-3 aydır süren mekanik bel ağrım sebebiyle  1 hafta rapor alıp, fizyoterapi ve ilaç tedavisine başladım.

Sonra Amerika macerası başladı. İlk durak, Las Vegas’a, ablamın evine gittim. Kendisi  bir kaç yıl önce ”daha iyi bir gelecek hayal ederek” evlenip Amerika’ya yerleşmişti. Nihayetinde özgürlükler ülkesi, imkanlar ülkesi.

Gittiğimizin ertesi günü bir vahşet haberiyle irkildik; Amerikalı 65 yaşlarında bir adam, Vegas’ın en ünlü otelinde 58 kişiyi öldürüp 100’e yakın kişiyi yaraladı. Orta Doğu’ya çok yakın büyümüş, bu olayları yaşamış biri olarak alışkın olmam gerekirken dünyanın öbür ucunda, ablamın daha iyi bir hayat kurmak için  geldiği hayaller ülkesinde bunu yaşamak beni germişti.

Ancak artık tehlike her yerdeydi, maalesef…

Sunumuma baş sağlığı dileyerek başladım ve ‘‘Umarım dünyayı ilimle, bilimle daha yaşanılır kılabiliriz” dedim. Norveçliler, dünyanın en huzurlu insanları, tebrik etti beni bu sözlerimden ötürü. Diğer ülkelerden ses yok. Çünkü içten içe sanıyorlar ki tehlike biz ‘doğu’ ülkelerinden geliyor. Dünyayı biz tek başımıza tehlikeli hale getiriyoruz (!). Neyse… Bu ırkçı yaklaşımlara aşinayız zaten Türkiye’de yaşayan insanlar olarak.

Velhasıl kelam, Las Vegas iki göz iki çeşme… Her yer yas, her yer matem…Ağrılarım da geçmedi, üstüne bir de ‘jet lag’ eklenince arttı bile. İnsanlar gergin, ailem- küçük dünyam- gergin. Böyle başladı seyahatin ilk ayağı. Sonraki günler Vegas ağlıyor ama dimdik ayakta. Her yerde baş sağlığı dilekleri, her yerde acil yardım çağrıları. İnsanlar her yerde, sokakta, markette, alışverişte, eğlencede… Evet gerçekten bir felaket yaşanmıştı. Ancak bu hayatın sonu değildi. Herkes hayatına devam ederken, insani yardımları da maksimuma çıkardılar ve böyle bir acı, böyle bir metanetle aşılmaya çalışıldı. Tebrikler Las Vegas insanı, acıyı atlatabilme mentalitesi…

Vegas maceramızı sonlandırıp sevgili fizyoterapistim ve oda arkadaşım ile Hawai’ye geçtik. Sempozyumun yapılacağı adaya, Honolulu’ya. Yolda yine bir dirhem uyku yok bana ? Derken ağrılı-mağrılı, uykusuz-uykulu sunum geldi geçti. Gayet de iyi geçmiş aldığım geri bildirimlere göre, tüm zombiliğime rağmen. Derken sempozyum bitti, çok güzel mesleki bilgiler edindik, güzel insanlar tanıdık, güzel yerler gördük. 1 güncük denize girip akvaryum plajında koca koca balıklarla yüzüp, azcık da olsa adanın havasını soluduktan sonra Hawai adalarına doyamadan, son durağımız San Francisco’ya geçtik.

San Francisco kendi başına ayrı bir dünya adeta. China Town, Russian Hill, Sacramento, Castro, Galileo, Alcatraz Hapishanesi, Kablolu Arabalar, Golden Gate, Silikon Vadisi ve Nasa ile her ülkeden, her kültürden, ilimden bilimden enstantaneler var. Ondandır kime ‘‘Nerelisin?” diye sorsan ”San Francisco” der başka bir şey demez. Ama diyorum ”Annen baban nereli?”  ”Onlar da San Francisco’lu” diyorlar.  Yani burası her milletten insanın Anavatanı adeta.

Çok da güzel bir yer yapmışlar. Demek ki herkesin bir  arada barış içinde yaşaması  mümkün. Elbette ki kurcalasak orada da bir sürü sorun vardır.  Ben, Avrupa’da birkaç ülkede yaşadım, Asya ve Amerika’da da bir sürü ülke gezdi, ben bu kadar mutlu evsiz (homeless) insan görmedim, bu kadar yardımsever şoför görmedim, bu kadar kendi şahsına münhasır ama mutlu birey görmedim. Tek başıma gece gece(!) bu kadar özgür dolaşamadım. ”Helal Sana Francisco!” diyorum ve aynı huzurun biran evvel yaşadığım şehir olan İstanbul’a da gelmesini umuyorum.

Sonuç olarak, bel ağrılarımız ve jet lag geçmeden, ülkemize büyük bir özlemle ve görevimizi tamamlamış olmanın huzuru ile döndük. Nereye gidersek gidelim, ne güzellikler tadarsak tadalım, insanın evi gibisi yok. Yetiştiğin yer, sevdiklerin neredeyse hayatımızın kalbi orada.

Sözün özü, bazen dünyanın en güzel yeri bile içinde huzur olmadıktan sonra, dünyanın en ızdıraplı yerine dönüşebiliyor nihayetinde. Veyahut batının gelmeye çok korktuğu İstanbul, dünyanın en nezih şehri haline gelebiliyor kendi küçük penceremizde… Yurt dışında yaşamak çok güzel, orada ülkemizi temsil etmek paha biçilemez. Ancak asıl mücadele kendi memleketlerimizde mutluluğu yakalamakta, tüm sevdiklerimizle beraber yaş alarak…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s