KEŞKE HER KULÜPTE BÖYLE YÖNETİM OLSA… / Deniz Arslan

İki gün önce telefonum çaldı. Bende kayıtlı olmayan bir numaraydı.

“Buyurun” diyerek açtım

“Deniz beyle mi görüşüyorum?” dedi karşımdaki yavaş ve sakin ses.

“Evet” dedim.

“Ben Işıkkent spor kulübü Başkanı Elvio Paradiso” dedi.

“Eyvah eyvah” dedim içimden. Bir gün önce “Işıkkent neden düştü?” diye bir yazı yazmış orada başkanı, yönetimi, Işıkkent seyirci ve oyuncularını eleştirmiştim.

Kulüplerde, kebapçının, çorbacının,  müteahhitin ‘ya da ne olursa, nasıl kazanırsa kazansın, yeter ki parası olsun’ denen kişilerin yönetici olduğu bir devirdeyiz. Okuma- yazmayı facebooktan iki satır yazmak ve okumaktan ibaret zanneden, “Eleştiri” kelimesini bilmedikleri içinde kendilerine “hakaret” edildiğini zanneden bu arkadaşlara alışkındık.

“Şimdi karşılıklı atılmalar başlayacak!” diye düşündüm.

Beni bilen bilir. Haklı olduğumu düşündüğüm ve yazdığım bir konuda geri vitesim yoktur. Hakarete edene hakaret, küfür edene en pis  küfürlerle karşılık veririm. Ancak başkan beni şaşırtan sakinlikte ve nezaketle “Yazdığınız yazı ile ilgili sizi arıyorum. O yazı bizi biraz üzdü. Bu yazınızda belirttiğiniz pek çok hususta aynı fikirde değiliz ve hatta bazı yerler son derece yanlı ve yanlış şeyler” dedi.

“Böyle olduğunu düşünüyorsanız bir cevap yazınız. Biz bu cevabınızın noktasına dokunmadan yayınlarız. Bundan emin olabilirsiniz” dedim.

“Tabi öyle de yapabilirim. Hatta ben çok da iyi yazarım. Ama biz düşündük ki madem bu camianın içinde bundan sonra da beraber çalışacağız, yüz yüze konuşup, bir şeyler içelim. Yazınızda bahsettiğiniz hususları birde bizden dinleyin” dedi.

Hadi bakalım, ne yapayım şimdi?” diye geçirdim içimden.  Karşımdaki son derece sakin ve kelimeleri özenle seçerek sakin bir sesle konuşuyordu.

İş yerine falan çağırsa “sıra dayağından geçirecek” diye şüpheye düşebilirdim ama “Siz nerede isterseniz ya da nereye daha kolay gelebilecekseniz orada görüşebiliriz” dedi. Hani ola ki dayak yiyecek olursam kaçabileceğim, yardım isteyebileceğim bir yere yakın olsun diye günlük yazılar yazdığım İlkses Gazetesi‘ne yakın bir mekânı, Midpoint‘i seçtim. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni biraz cüsseli ve hatta vücut geliştirme sporları ile uğraştığından bana kavga için yardımcı olmasa dahi ayırmada kendisinin iri cüssesinden faydalanabilirdim.

“Konuştuğumuz yere tek mi gitmeliyim yoksa her ihtimale karşı yanımda birini mi alayım? Dolu mu gideyim yoksa boş mu?” diye düşündüm. İki kişi gitsek Başkan benim korkak biri olduğumu düşünebilirdi. Tek gitsem ve o bir kaç kişi ile gelse işim çok zor olacaktı. Arkadaşım Erdinç‘i aradım. Durumu izah ettim, “Gel beraber gidelim” dedim.

“Valla hacı ortam gergin olacak, hem bir kaza kurşununa kurban gitmek istemem. Gelmeyeyim ben. Bu arada her ihtimale karşı altınları, paraları  ve dövizleri nereye sakladıysan bana yerlerini söyle de sana bir şey olursa hayır hasenat işlerinde kullanırım” dedi.

Onun söyledikleri ile iyice strese girdim.

Buluşma yerine kararlaştırdığımız saatten biraz daha erken bir saatte gittim. Mekânın kapılarını, giriş çıkış ve kaçma noktalarını kontrol ettim. Yangın kapısı kilitliydi “Ben belediyenin Sivil savunma uzmanıyım. Bu kapılar açık olmalı” diyerek açtırdım. Kaçmaya en müsait masayı belirleyip beklemeye başladım.

Bir süre sonra Başkan yanında kendisinden çok uzun boylu biri ile kapıda göründü. “Eyvah ?…” dedim.

Artık yapacak bir şey yoktu. Kapıda tokalaştık ve önceden belirlediğimiz masaya oturduk. Başkan yanında gelen kişiyi de tanıttı. “Asbaşkanımız Volkan bey, dedi. Konu şahsımla ilgili değil, Kulübümüz ile ilgili olduğundan biz beraber geldik. Birazdan Voleybol şube başkanımız Şinasi bey de katılacak” diye devam etti.
Masamıza oturduk.

Gelen garsona siparişleri verdik. Başkan “yeşilçay” deyince sevindim. Yeşilçay sakinleştirir çünkü. Başkan yazıda bir antrenörün arkadaşımın söylediklerine kızmıştı ama bu duygusunu kelimelere yansıtmamaya, karşısındaki kıracak, üzecek cümleler kurmamaya özen gösteriyordu. Ancak  kırıcı olmasa da nazikçe taşı gediğine koyuyordu.

“İstedim ki duygu ve düşüncelerimizi, bu kulübü neden kurduğumuzu, amacımızı, projelerimizi, o yazıda belirtilen yanlış şeylerin doğrularını bizden duyun. Yazı kötü bir zamanda oldu. Zaten ligden düşmenin üzüntüsü yetmiyormuş gibi bir de o yazıda hiç hak etmediğimiz kadar eleştirildik. Bu kadar şey yaparken, kendimizden fedakarlık ederken, çabalarken insanların bu emeğe saygı duymamasına üzüldük. Hiç bir yöneticinin sarf etmediği çabayı İzmir’de bir takım daha olsun diye verdik. Tek istediğimiz insanların bunu görmesi, takdir etmesi ve kucaklaması. Mesela ‘Elvio bu kulübü kızı için kurdu, şimdi kızı burs kazandı ve kulübü kapatacak’ diyor ya o arkadaşınız, Biz Işıkkent’i 2001 yılında kurduğumuzda Voleybol, Yüzme ve Erkek Basketbol olmak üzere üç branşta kurmuştuk. Şimdi bu üç branşı da kızım için mi kurmuş oluyorum? Hani ola ki Voleybolu beğenmese diğerlerini yapsın diye mi? Ben kızımı kendi olanaklarımla zaten okutma imkanına sahibim. Benim bursa ihtiyacım yok ama keşke Türkiye’den tüm gençlerimizi burslu gönderebilsek. Fena mı olur? Mesela benim kızımdan önce Ece Taner’i

gönderdik North Carolina Üniversitesine. Ayrıca yüzlerce yüzücü yetiştirdik buradan. Bütün bunları kızım için yapmış olsam kızım 3 yıldır Amerika’da. 3 yıldır ‘kapattı kapatacak’ diye dedikodu çıkartıyorlar. Biz yine en güzel cevabı sahada veriyoruz. Bakın mesela bu gün Minik takımımız namağlup İzmir Şampiyonu oldu. Beni bezdirip, yıldırıp moralimi bozup, kulübü kapattırsalar birileri zil takıp oynayacak. Oysa bizle bu kulübü hayatlara dokunalım, gençlere sporun, fair n ne olduğunu öğretelim, iyi bireyler, iyi sporcular yetiştirelim diye çabalıyoruz’ dedi.

Başkan çok doluydu ve biz masada oturanlar hiç sözünü kesmeden dinledik. Arada notlar da aldım.

Bunlardan birkaç yazı çıkar.

Bu günkü yazıyı çok daha fazla uzatmadan burada keseyim. Ama Başkan Elvio Paradiso, Asbaşkan Volkan Gönül ve Voleybol Şube Başkanı Şinasi Sevinç ile sohbetimizi yazmaya devam edeceğiz.

O gün ayrılırken şunu düşündüm; Nezaket ve asalet bir yaştan sonra öğrenilecek ve herkeste bulunan bir özellik değil. Işıkkent yöneticilerinin gösterdikleri bu asil davranış beni çok etkiledi. Yazdığımız o yazı dolayısıyla bu spora olan sevgileri için kendi hayatlarından fedakarlık eden, ceplerinden para harcayan insanları kırmış olmaktan üzüldüm. Ama onlara da söylediğim gibi bu yazı vesilesi ile onları yakından tanıma ve yaptıklarını bizzat kendilerinden duyma ve yazma şansımız oldu.

Işıkkent başkan ve yöneticileri gibi insanların İzmir Kulüplerinde çoğalmasını temenni ediyoruz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s